ABD BİZİ YILLARCA AYAKTA UYUTMUŞ!..

Geçtiğimiz günlerde Malatya’nın şirin ilçesi Pütürge’ye; bir etkinliğe katılmak münasebetiyle gitmiştim. Kadim dostum Timur İnce ile ABD’nin Türkiye’ye yaptığı yaptırımları konuşuyorduk. Gazeteci ve aynı zamanda yazar olan sayın İnce’den enteresan ve bir o kadar da farklı şeyler duydum. Toplum olarak bu durumu “ayakta uyumuşuz” şeklinde yorumladım. Meğer dost(!) sandığımız ve müttefik(!) olarak gördüğümüz Amerika; yıllarca bizi hem sömürmüş, hem de sinsice ve düşmanca yaklaşmış.

İspanyol Pedro’nun “İspanya’da ömrü boyunca iki kere yıkanmış bir insan göremezsiniz. Müslümanlar ise sık sık yıkanırlar. Osmanlı hamamlarında bol su harcanır. Dünyada İstanbul kadar çeşmesi çok olan başka bir şehir yoktur.” Şeklinde kadim medeniyetimizi istemeyerek de olsa övdüğü halde; bizim geçmişimize “itibar” etmeyip Avrupa ve özellikle Amerika gibi vahşi devletleri “medeni” devletler şeklinde tasnif etmemiz, doğruları görmemize engel olmuştur. Sözü fazla uzatmadan sayın İnce ile yaptığımız sohbetten önemsediğim bazı kısımlar nakletmek istiyorum:

“Çocukluk dönemimde babam eve kutu içerisinde bir şeyler getiriyordu. Peynire benzeyen fakat koktuğundan hiç bir zaman yiyemediğimiz sarı renkli süt ürünleriydi bunlar.. Daha sonraları “Marshall yardımı” dedikleri bu gıdalar “ABD tarafından Türkiye’ye yardım maksatlı, bedava dağıtılıyor” deniliyordu. Her evin içine mutlaka girmişti bu gıdalar. Hatta bizim bölgede -Pütürge’de- bu yardımlardan dolayı iki insan arasında silahlı bir kavga da çıkmıştı. Sebebi ise “sen fazla almışsın, bana neden az verildi” münakaşasıydı.”

“Marshall yardımlarının bir de eğlenceli yanı vardı ki; peynir, konserve kutularının birer açma anahtarı olurdu. Onları biriktirmek çocukluk dönemimizde zamanla ‘oyuna’ dönüşmüştü. Biriktirdiğimiz bu anahtarlarla kendi aramızda farklı oyunlar oynardık.”

“İlk olarak 1947’de Marshall yardımı yapılmış. Ve periyodik olarak dönem dönem yapılmaya da devam edilmişti.”

“Marshall yardımının neden yapıldığını bizim Anadolu insanı geç farkına vardı. Çok sonraları öğrendik ki bunlar bedava verilen mamuller -peynir-yağ-süt-süt tozu- değildi. Çünkü; bizimkilerden bedeli kat be kat alınmıştı. En çok göze çarpan zeytinliklerimizi sistematik biçimde yok edip, ‘Vita’ dediğimiz ne olduğu belli olmayan margarine yağlarına yönlendirilmiştik. Sebep, dünyanın en büyük mısır üreticisi olan ABD’nin elindeki mısırların fazlalığıydı. Satmak istiyorlardı. Ancak halkı önce bedava verilen bu gıdalara alıştırabilirsek sonra istediğimiz gibi satar kâr elde ederiz şeklinde bir  strateji güdüyorlardı. Tıpkı uyuşturucu gibi.. Hani uyuşturucu önce okul önlerinde çocuklara bedava dağıtılır, alıştırılır; sonra ise bağımlı hale getirildikten sonra para ile satılır ya aynısı…”

“Hatta Türkiye bu ticarî denge sayesinde bir türkü de kazanmıştı…”

“Türkü şöyleydi: ‘Zeytinyağlı yiyemem aman/Basmadan fistan giyemem aman/Senin gibi cahile ben evlendim diyemem aman!’ İşte bu türkü popüler hale geldiği 60/70’li yıllar ayrıca Marshall yardımlarının hız kazandığı yıllardı. Yani intihar içeceği mısır şurubu dururken zeytinyağı yiyen Anadolu ‘cahildi’ denmeye getiriliyordu. Peki bu Mısır şurubu dediğimiz şey neydi; kısa adı ‘NBŞ’ olan ‘NİŞASTA BAZLI ŞEKER’, adeta soyumuzu kurutup hepimizi hasta edecek zehirdi. Neyin içinde vardı diye sorarsanız? Yediğimiz her şeyin içinde mutlaka vardı.. Şu gıdada yok diyemezdiniz.”

“Zeytinyağlı yiyemem/Basma da fistan giymemem türküsü o kadar popüler olmuştu ki; en son bizim kuşaktakilere kadar yetişti. Ne de olsa ABD böyle sınırsız ve bedava reklam yapma imkanı bulamazdı. Ve türküyü bizim dönemde meşhur eden hanım ablamız onların okulu ‘Galatasaray lisesinde’ görev yapmış, aydın(!), entelektüel(!), müzik öğretmeni(!), emperyalist, ülke sevdalısı(!) sanatçımız(!) tarafından kulaklarımıza taşınıyordu. ‘Cahille evlenmem’ dedikleri Anadolu insanıydı. ‘Zeytinyağlı yemem’ dedikleri de en doğal yollardan elde edilen yine Anadolu yağıydı.”

“Türkü her ikisini de Anadolu insanının beyninden silip yok ediyordu. Üstelik şarkının melodisi ise Yunan müziğinden alıntıydı…”

“Ayrıca hanım ablamızın basmaya karşı da bir husumeti vardı. Çünkü basma yerli kumaştı. O zamanlar Anadolu kadını genelde basma giyerdi. Hatırlarsınız babalarımız kasabaya gittiğinde annelerimiz için bir top basma getirir ve bir eteklik basma siparişi verirdi. Peki bir soru: şimdi basma kaldı mı? ABD’nin elinde eritmesi gereken sentetik, naylon kumaş rezervleri bulunuyordu. ‘Nylon mintan’ diye bir şey çıkacak, han ım ablamızın gönlünü o gömleği giyen abi çalacaktı!”

“NYLON’a gelince, Naylon: ‘Now you lost old Nippon.’ ‘İşte şimdi kaybettin yaşlı Japon’ anlamına gelen bu kelimenin detaylı açıklaması şöyle: ABD’de bu sentetik kumaş üretildiğinde şöyle denmişti. İpeğin tahtı devrilmiş ‘İPEKYOLU’ projesinin tedavülden kaldırılmasının ana formülü böylece devreye girdi. Yani : NYLON’un icadı İpek üreten doğu ve Asya ülkelerinin de ticari ve tarihi cazibesini kaybetmesine sebepti. Bir taş ile bir kaç kuş vurmuşlar, görüyor musunuz?”

“Şimdi ABD bize sadece bu gün saldırmıyor. İlk olarak “Cargıll” üzerinden dize getirmeyi denemişler zaten. “Cargıll” demek en büyük tatlandırıcı firması. Kelimenin kaderinin cilvesine bakar mısın NBŞ’nin de tek üreticisi bu firma. Devletin zeytin ağaçlarına sistematik soykırım yaptığı tarih 1948/49 yıllarıydı…”

“Bu kadar ile bitmedi. Bir de NBŞ ürünlerinden ortaya çıkan hastalığın tedavisi ve yayılmasını önleyici reçetenin çocuk felci aşısı olduğunu tıp otoritelerine onaylatan ABD, tüm öğrencileri zorunlu kılan bir kampanya ile milyonlarca aşı için bir pazar elde etmiş oldu. Yine bizim jenerasyon (70-80 arası doğumlular) çocuk felci aşışının ilk kurbanı oldu desek yeridir. Hatta çocuk felci aşısının yanlış uygulanması esnasında bir çok çocuk bir bacağını yitirdi ve sakat kaldı.”

“Sadece bu kadar değil. Yine ABD entiljansı markalar olan evde oturan kadınlara iş imkanı sağlayan/sağladığı düşünülen bazı markalar açıktan tüm kadınlarımızı bedava çalışan bir işçiye dönüştürmedi mi? Kremi bedava almak için 10 kremi satmayı dayatan ABD kapitalist zihniyetinin ücretsiz işçilik yapan kadınlarla türküyü sipariş veren siyasi arasında sizce bir fark var mı?”

Selam ve dua ile

 

“ABD BİZİ YILLARCA AYAKTA UYUTMUŞ!..” üzerine 5 yorum

  1. Abd nin gerçek yüzünü gösteren bir yazı olmuş. Birde yazarlarimiz genelde abd ye toz kondurmaz ama bu yönüyle de yazı içeriği olarak bizi eskiye götürdüğü için yazıda söylenenlerin bir kısmını yaşamış biri olarak tereyağı yerine vita ve sana yağı ile yetişen bir neslin çocukları ni şimdi marka hastalığı almış.turkiyede üretilip abd markası vurulan ürünlere 3 veya 4 kat veriyoruz. Abd ürünlerinin bağımlısı olmuş bir genç nesil yetiştiği gibi dunyada abd ürünü en çok kola tuketen millet olduk.artik uyanma vakti…

  2. ABD nin bu memlekete hiçbir zaman dost olmadığını, iyilik yapıyormuş gibi gözükse bile aslında perde arkasında başka emelleri olduğunu gösteren, UYUTULMA TARİHİMİZE kısaca değinilmiş bir yazı. Murat Çetin in klasikleşen pazar yazıları…

  3. Vay benim dört bir yanı düşman dolu ülkem… Ne zaman ki müslümanlar yüzünü Kur’ana döner ve onun hükümlerine göre yaşarsa işte o zaman ülkemin ve müslüman olan ülkelerin dört bir yanı huzura kavuşur… İnşallah o günlerde yakındır.

  4. Kafirin planı 7 yıl değil 70 yıllık oluyor. Zira düşman uyumuyor. 70li yılların çocuğu olmadığım hâlde etkilerini bugün bile yaşıyoruz türlü hile ve hud’a ile içimize sokulanların. Sağlık alanında yeni doğan bebeklerden gerekirse cebren alınan topuk kanı da bunlardan biri. Müslümanların her türlü desiseye karşı müteyakkız olması farz-ı ayndır. Bunun içinse gereken ölçü Kur-an ve Sünnet olmalıdır. Yazı için kocaman bir teşekkür bizleri çok yönlü düşünmeye sevk ettiğiniz için. Yüreğinize sağlık. Rabbim her daim feraset versin nazarınıza!!!

  5. Biz yıllarca bunların doğru cevabını alamadık. Milletimiz yıllarca doğru zannettikleri birçok yanlışa kandı. Batı hayranlığı başlatılarak bizim benliğimizi sömürdüler. Müslümanlardan bu kadar korkarlarken biz güvendiğimiz ve itaat ettiğimiz hükumet liderlerimiz tarafından amerikan uşaklığı yaptık. Hep yahudi sistemine uşaklık ettik. Ne zaman ki Müslüman bunun farkına varıp da tek vücut olacak o zaman Allah inayetini bize gösterecek ve Müslümanları galip kılacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir